top of page

İyilik, Fedakârlık ve Merhametin Doruk Noktası: Can Gardaşım Yahya Hocam

8 Eki
13 dakikada okunur

  


Âdem Çaylak

8 Ekim 2026

 

Hayatımın en zor yazısını yazıyorum. Günlerdir yazmak için çırpınsam da klavye başına geçsem de içimde kor gibi yanan bir ateşin ağırlığından mıdır nedir bilmiyorum bir türlü yazamadım. Çok zor olsa da bu kez, duygulanışıma yenik düşmeden ve yazmak için masa başına her geldiğimde akan gözyaşlarıma teslim olmadan yazıyorum. Tam 38 yıl boyunca dostluktan öte can yoldaşım, sırdaşım, dayanağım, iyilik meleğim, kadimlerin en kadimi gardaşım Yahya Kemal Cihangir Erenoğlu’nu yazmak kolay değil benim için. Yazamamanın bir nedeni de kelimenin tam anlamıyla muhterem ve mübarek olan can dostumu harflere, kelimelere ve cümlelere sığdırmanın zorluğu idi galiba. Bu söylediklerim bazılarınıza abartı gelebilir ancak hislerimi anlamak için bizzat Yahya hocamı tecrübe etmeniz ve yaşamanız gerekirdi. Ne desem boşuna.

 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kayıt yaptırma sırasında ve Cebeci Camii’nde abdest alırken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanan Mustafa Karaman ile birlikte Eylül 1988 yılında tanış olduğumuz can gardaşım, kaderin cilvesine bakın ki yine bir eylül ayında bedenen aramızdan ayrıldı. O günden bugüne tam 38 yıl boyunca dostluğumuz, can yoldaşlığımız ve gardaşlığımız pekişerek ve derinleşerek devam etti ve birlikte sayısız hatıraların ortağı olduk. Ruh iklimimiz ve sinerjimiz öyle uyuştu ki ikizler burcu olan ikimiz adeta “ikiz kardeş” olduk.

 

İzmit İmam Hatip Lisesi’nden 1988 yılında mezun olan Yahya hocam aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazanmıştı. Sosyal bilimlere nazaran sayısal zekâsı çok daha iyi olan dostum, üniversite sınavında matematik, fizik, kimya ve biyoloji alanındaki soruların da neredeyse tamamını yapmış olmasına rağmen tercih etmediği için tıp ya da mühendislik bölümlerine gitmemiş uluslararası ilişkilere kaydolmuştu. Kendisi yıllardır bu hususu hep anlatırken, ben de iyi ki böyle olmuş ve iyi ki seni tanımışım hocam diye mukabele ederdim.

 

Can yoldaşımın yaşamında dönüm noktası ve esas kırılma, üniversite birinci sınıfın sonunda 1989 yılında muhterem babası Muhammed hocayı kaybetmesiyle başladı. 1990 yılından itibaren aynı evde kalmaya başladığımız Yahya hocam, bu süreçten sonra Kocaeli’ne daha sık gider hale gelmişti. 1990 yılından itibaren ben de kimi zaman ona eşlik ederek kimi zaman ayrı olarak çok sık Kocaeli’ne gidip gelmeye başlamıştım. Öyle ki 2016’da ailecek Yahya hocamın evine yakın bir muhitte ev alıp Kocaeli’ye taşınana kadar neredeyse gerek ailecek gerek yalnız aralıklarla senenin neredeyse bir ayını Kocaeli’de geçirmeye başlamıştım. Yıllar içinde Yahya hocamın tüm ailesiyle akrabadan öte bir ilişki ve irtibatımız oluşmuştu. Kocaeli’nin bugünkü Başiskele İlçesi sınırları içinde kalan Kullar ve Yuvacık beldelerinde ikamet eden ve aslen Rizeli olan Erenoğlu ailesi milli görüş geleneğinin o bölgede öncü ailelerinin başında gelirdi. 1990’lar ve 2000’li yıllarda Yahya hocamın ağabeyleri Şerafettin abi ve Aziz abi, Behzat hocam, Yahya hocamın ablasının eşi Şaban Çakmak abi ve dostumun diğer akrabaları ile Türkiye’de İslamcılık, siyasal hayat, milli görüş geleneği, Refah Partisi ve seçimler üzerine hararetli ev ve bahçe sohbetlerinin lezzetini ve muhabbetini hiç unutamam. Bu müzakerelere Yahya hocamın kıymetli yiğenleri Ayhan Erenoğlu ve Kayhan Erenoğlu da eşlik ederdi. Sonraki yıllarda diğer yiğenler Gökhan Erenoğlu, Erhan Erenoğlu, Yaşar Çakmak, Muaviye Erenoğlu Mücahit Erenoğlu ve Mehmet Erenoğlu da müzakere ve tartışmaya lezzet kazan isimler olmuştu. O sohbet ve müzakereler yaşamımda iz bırakan paha biçilmez değerlerden birisi olmuştur.

 

Yıllar boyunca Yahya hocamın mekanı ivazsız, çıkarsız, karşılıksız ve hesapsız bir araya gelen samimi dostlar meclisi idi. Kafasında bir hesap kitap olmaksızın eteğindeki taşı döken, olduğu ve bildiği gibi konuşan hararetli tartışmalara imza atan bu dostlar birbirinden çok şey öğreniyordu. O mekânda birbirinden değerli insanlar tanıdım ve dostlar edindim. Yahya hocamın birbirinden değerli dostları olan Yunus Ayaz, Ercan Bucak ve Mustafa Kemal Şan gibi arkadaşları bu dost meclisinde tanıdım. Süreç içinde onlarla dost olduk ve can yoldaşımın tekkesinde yıllarca zaman zaman bir araya gelip hasret giderdik. Yahya hocamın mekanı bu bakımdan tam bir çekim merkeziydi. Senenin belirli günlerinde bir araya gelmenin heyecanı ile yanıp tutuşan dostlar meclisinde Yahya hocamı yaşamak ve dinlemek bizlere ayrı bir mutluluk veriyordu.        

 

Beş abisi ve üç ablası olan Yahya hocam benim gibi ailenin en küçük çocuğu idi. Ailenin anlattıklarına göre can dostum, oldukça mutlu bir çocukluk evresi geçirmiş ve özellikle babası Muhammet hocanın üzerine titrediği, ilmi ve pratik bilgeliğinin gelişiminde özel ilgilendiği birisi olmuştur. Rahmetli Muhammed hoca manevi ocak sahibi bir zat idi. Yahya hocamın anlattığına göre, vefatından önce bu ilmi gerek teorik gerek pratik boyutlarıyla çoğu zaman yanında bulundurduğu en küçük evlatlarına aktarmaya başlamıştı.

 

İşte 1989 yılında Muhammed hocanın vefatıyla birlikte Yahya hocam büyük bir sorumlulukla elini taşın altına koymaya başlamış ve neredeyse 38 yıldır binlerce onbinlerce belki de yüzbinlerce dertli insanın şifa bulmak için aradığı ve uğradığı manevi ocak haline gelmişti. Bu işleri merdiven altı gerçekleştiren, Kur’ani ve İslami ilimlerden bihaber, dertli, hasta ve sıkıntılı insanların dini ve manevi duygularının sömürüsünü yapanların aksine bizzat benim ve çoklarının şahit olduğu üzere Yahya hoca, Kur’ani ve İslami ilimler eşliğinde manevi yönden hasta ve dertli insanların yaşamlarına dokunan bir insan idi. Bu konularda din ve maneviyat sömürüsü asla yapmaz ve buna müsaade etmezdi. Bizzat tanık olduğum pek çok vakada gaybdan haber verme gibi hastaların anlamsız soruları karşısında üzülür, tepkisini dile getirir ve lisan-ı üslupla böylesi durumların İslam’da yerinin olmadığını anlatırdı. Yahya hocam manevi ilimlere ilişkin derinlikli ilmi bilgeliği yanında insan psikolojisini gayet iyi biliyordu. Onun psikolojik çözümlerinden çok istifade ettiğimi belirtmek durumundayım. O kadar çok insan ve dertle hemhal idi ki insanları gayet iyi tanıyor ve ilgili kişinin ruh haline derman olan ve onu rehabilite eden yaklaşımları vardı. Her şeyin üzerine atlayan ve bu işin dermanı bende diyen kimi hoca ve maneviyat sömürü yapanların aksine Yahya hoca, kendisine başvuranların durumuna bakar ve tıbbın ilgili dalına başvurması gerektiğini dile getirirdi. Kendisine başvuran dertli insanların çoğuna harekette bereket olduğuna anlatarak sağlığa kavuşmaları için günlük yürüyüş yapmalarını ve az da olsa devamlı bir işle meşgul olmalarını salık verirdi. Onun okuma tavsiyelerini, psikolojik yaklaşımlarını ve önerilerini yerine getiren hastaların neredeyse tamamının sağlığa kavuştuğuna bizzat şahit olan birisi olarak söylüyorum ki Yahya hocam yeri doldurulamaz bir kişilik olarak bu dünyaya erken veda etti.  

 

Can yoldaşım rahmetli babasının yanında geçirdiği yılları da katarsak neredeyse 40 yıldır çok sayıda insanın yaşamına dokunmuş ve onların şifa bulmasına vesile olmuş bir kişilikti. Görünürlükten hiç hazzetmeyen, övgüler karşında hicap duyan, yüzü kızaran, insanların bakış ve görüş açısına göre giyim kuşam ve hal ve hareketlerini değiştirmeyen istikamet üzere oldukça doğal ve samimi bir yaşam sürdü. Özel hayatında yaşadığı sıkıntılara ilaveten binlerce hastasının dertlerini yüklenen adeta onlara kendini vakfeden Yahya hocamın tüm bunlara rağmen bir günde bir tüm bunlardan şikayet ettiğine şahit olmadım. Hayata hep olumlu tarafından bakar ve pratik çözümler getirirdi. Tüm ailesinin ve akrabalarının her türlü sıkıntı ve dertleriyle hemhal olan, onlara maddi ve manevi yardımını esirgemeyen dostum, yaşadığı acılara rağmen yüzünden gülücük eksik olmazdı. Hareket halinde olmak, vermek, cömertlik ve neşe onun yaşamını özetleyen dört kelime idi belki de. Kendisine yapılan kötülük ve haksızlıklar karşısında bile beddua etmeyen, Allah ıslah etsin diye dua eden can yoldaşım, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hiçbir zaman kahır etmeyen, şikayet etmeyen, en olumsuz durumda dahi yüzünden tebessüm ve gülücük eksik olmayan kıymeti ancak yaşanınca anlaşılabilen bir kişiliği haizdi.

 

Çok kere, “üstadım bu kadar ağır imtihanlar geçiriyorsun, çok sayıda insanın dertlerini üstleniyorsun, o kadar insana susmayan telefonunda hiçbir karşılık almadan dakikalarca yardımcı oluyorsun, yön gösteriyorsun, okuyorsun sana yapılan kötülüklere rağmen sabır ve gülücükle karşılık veriyorsun, hiç beddua etmiyor, kahırlanmıyor, sitayiş etmiyor ve şikayet etmiyorsun, buna nasıl dayanıyorsun, insan kendisine yapılan haksızlık ve kötülüklere bari kızar, öfkelenir, kin duyar” gibi kendisine sorduğumda, “gardaşım yaşam kısa herkes kendine yakışanı yapar, sen kin ve nefret ile dolu olduğunda ancak kendine zarar verirsin, bağışlar, Allah ıslah etsin dersen o öfke, kin ve nefretin tutsağı olmazsın, tüm bu duygular senden uzaklaşır” derdi. Ne kadar haklıymışın be ustam, tecrübe ettikçe tüm bunların ne kadar gerçek psikolojik çözümlemeler olduğunu bir bir idrak ettim. Ben senden hep razı oldum, inanıyorum ki Allah da senden razı olarak ruhunu teslim ettin.

 

Yahya hocam her Karadenizli gibi belki de onlardan daha fazla silah ve atış tutkunu bir insandı aynı zamanda. Çok sayıda bulundurma ve taşıma ruhsatlı silah ve tüfeği vardı. Bunların sayısı bir dönem epey artmasına rağmen son yıllarda epey azaltmıştı. Benim de silah ve tüfek sahibi olmamı çok istiyordu. Gerek kendisi için gerek benim için birkaç kez sabah namazından sonra yola çıkıp erkenden Ankara MKE’nin önünde yeni gelmiş silahları almak için sıraya girdiğimizi hatırlarım. Bir keresinde benim için de silah almıştık. Yahya hocam o kadar silah ve tüfek tutkunu olmasına rağmen canlı hiçbir hedefe nişan almaz özelikle bu hususa çok dikkat ederdi. İyi hatırlıyorum bir keresinde atış yaptığımız bomboş bir arazide mermilerden birisi bir ağacın kenarını sıyırmıştı. Yahya hocam dayanamadı çamur yaparak ağacın zarar gören kenarını elleriyle uzun süre uğraşarak sıvadı. Sonraki gidişimizde ağacı tekrar kontrol etti ve ağacın kenarının iyileştiğini zarar görmediğini görmüş, şükrederek çok sevinmişti.

 

Can dostumun fotoğrafçılıktan marangozluğa kadar müthiş hobileri vardı. Acemilikle başladığı ve çoğu zaman kafa dağıtmak için uğraş verdiği marangozlukta oldukça mahirleşmişti. Çok sayıda tabure, oturak, masa vb yaptı. Bunların çoğunu görüp de hoşlananlara karşılıksız verdi ve sevdiklerine dağıttı.  Bana da kormi, tabure ve oturak ve masa yaptı. Üniversite odamda bulunan oturağı özenle benim için yaptı. Hayatıma kattığı manevi değerlerin yanında maddi destek ve katkılarını da hiç unutmam mümkün değil. Sözü gelmişken anayım ki 2010 yılında benim İstanbul’daki doçentlik sınavımda yanımdan hiç ayrılmadı. Ben Kars’tan Kocaeli’ne gelmiş ve sınavdan bir gün önce kendisiyle İstanbul’a geçmiştik. Doçentlik mülakat sınavının stresine ilaveten sınav jürisinin kaliteli ve Türkiye’nin siyasal düşünceler alanında en yetkin isimlerinden olsa gerek bu isimler karşısında mahcup olmamak adına ben çok stresli ve aşırı heyecanlıydım. Can gardaşım, gece boyunca ben uyumaya çalışırken başımda sabaha kadar benim heyecanımın üstesinden gelmek ve stresimi yatıştırmak için benimle konuşmuş, tavsiyeler vermiş ve sürekli okumuştu. O geceyi hiç unutamam. Ertesi gün olmuş sabah sınava yürüyerek gitmiştik. Sınav jürisi beni içeriye aldığında o kapıda beklemiş ve benim için dua etmişti. İnanamıyorum günlerdir, sınav öncesi akşam ve sınav sabahı aşırı stresli olmama, “üstadım ben bu işi nasıl yapacağım nasıl üstesinden geleceğim, çok çalışmış olmama rağmen gerginim” diye can gardaşımı darlamama ve tir tir titrememe rağmen sınav salonu girdiğimde ve yerime oturduğumda hiçbir stress, gerginlik, sıkıntı ve titreme kalmamış ve masanın altında ayak ayak üstüne atarak sorular soruları kendinden emin bir tarzda sular seller gibi cevaplamıştım. Bu duruma çok şaşırmıştım. Benim için mucizevi bir yaşanmışlık hali idi. Yahya hocam öyle bir insandı ki yaşadığı acı ve ıstırapları hiç belli etmez tebessüm etmeye devam ederdi. Şundan biliyorum ki, yıllar sonra kendisi bana, “senin doçentlik sınavı akşamı korkunç böbrek ağrım vardı, yerimden duramıyordum ama senin için buna katlandım ve seninle geldim çünkü seni o halde yalnız bırakamazdım” dediğinde şok olmuş ve ağlayarak kendisine teşekkür etmiş ve kalkmış sarılmıştım. Allah ondan razı olsun öyle bir insandı benim can dostum.  

 

Yahya hocam inşaat, tarım, çiftçilik, marangozluk vb alanlarda aynı aletten çok sayıda olan alet ve edavatı biriktirmekten çok hoşlanıyordu. Bunların kimisini kullansa da çoğu kullanılmadan depoda bekliyordu. Dostları olan Yunus Ayaz ve Ercan Bucak gibi arkadaşlar bu duruma şaşırıyor ve “dostum aynı aletten neden çok sayıda var, bunları ne yapacaksın israf değil mi ne gerek var, ihtiyacın kadar alsan” falan gibi laflar ettiğimizde kendisi gülüp geçerdi. Sonradan anladık ki bunun da bir hikmeti ve işlevi varmış. 6-7 Şubat 2023 Maraş depremi olmuş ve bölge korkunç sarsılmıştı. Depremin hemen akabinde Yahya hocam Kocaeli AFAD’ı aramış ve pikaplara biriktirdiği alet edavatların neredeyse tamamını kendi eliyle doldurmuş ve Hatay’a gönderilmesine sağlamıştı. İçinde hiltilerden matkaplara demir kesme makinalarından gece görüş lambalarına kazma kürekten balyozlara kadar enkaz altındakileri kurtarmaya dönük tüm alet edavatını göndermişti deprem bölgesine. Böylelikle işin sırrını anlamış olduk. Sonrasında yine aynı alet ve edavatı fazla fazla biriktirmeye yine başlamıştı. Ben de hocam, “Sen Allah rızası ve insanların yardımı için tüm aletleri deprem bölgesine gönderdin, yine biriktirmeye başlamışsın” dediğimde, “gardaşım verirsen Allah da sana verir, neyin ne olacağı belli olmaz, Allah esirgesin yeniden bir Marmara Depremi olabilir, her şeye hazırlıklı olmak gerekir” diye cevap vermişti.

 

Yahya hocam o kadar düzenli ve tertipliydi ki anlatamam. Kestane tekkemizde ve evinin önünde otururken çay içerken her daim bir şeyle meşgul olur, hareket halinde konuşurdu. Allah boş boş oturanı sevmez, hareket etmek ve bir şeyler üretmek gerekir derdi. Her yola çıkışımızda yol hazırlıklarını itina ile yapar, her türlü ihtiyacı önceden görür ve ona göre önlem alırdı. 2016’da kendisinin evine çok yakın bir eve taşındığından, son 10 yıldır haftanın çoğu günü görüşüyorduk. İyi ki son 10 yılımı orada geçirmiş ve iyi ki onu doyasıya yaşamış ve onunla doyasıya sohbet etme imkanı bulmuşum. Bu da benim için Allah’ın bir lütfu oldu. Kaderin cilvesine bakın ki ben 29 Temmuz 2026’da Kocaeli Üniversitesinden ayrılmama müteakip can yoldaşım da 22 Eylül 2026’da bu dünyadan ayrıldı. Aile evim Ankara olduğu için benim Ankara’ya gitmem için dua etse de benim adıma bunu istese de sonradan yiğenlerine, “Gardaşımın iyiliği için Ankara’ya gitmesi için uğraşsam ve dua etsem de gitmesi bana çok koydu onu çok arıyorum” demiş. Ah can dostum ah! Senin bu dünyadan ayrılacağını bilsem ben Ankara’ya gitmek için bu kadar uğraşır mıydım? Keşke sen bu dünyada biraz daha yaşasaydın, hastalarına şifa vesilesi olmaya devam etseydin, ihtiyaç sahibi insanların yaşamlarına dokunmaya devam etseydin, dertlilerin derdine derman olmayı sürdürseydin de ben Kocaeli’de ve pek hazzetmediğim Kocaeli Üniversitesi’nde kalmaya devam ederdim. Şimdi şöyle seslenirdim bana biliyorum, “Adem gardaşım keşke deme keşke demek şeytandandır”. Ah kalbi merhamet, aklı basiret dolu can dostum ah. Sensiz bu dünya benim için artık eskisi gibi olmayacak onu biliyorum.

 

Can dostum Yahya hocamın öyle vizyoner ve ileriyi gören bir kişiliği vardı ki anlatamam. 1999’da Yuvacık Belediye Başkanı seçilen Hikmet Karaaslan’ın yardımcılığını üstlenen Yahya hocam, bugünkü Başiskele sınırları içindeki beldelerin çok göç alacağını ve ciddi nüfus patlamasına maruz kalacağını ta o yıllarda görüp ana ve ara yolların planlananın beş katı geniş yapılması gerektiğini, yapılacak sitelere daire başı 4 araçlık park yeri  yapılmasının şart olduğunu, kavşakların giriş ve çıkışlarında araçların birbirini görmeyecek ve çakışmayacak denli kat kat yapılması gerektiği gibi o dönemlerde sadece ABD ve Japonya gibi birkaç ülkede uygulanan projeler sunmasına ve Hikmet başkan bunu desteklemesine rağmen ne yazık ki yetkili makamlardan gerekli desteği alamadıkları gibi pek çok yerde Yahya hocamın projelerine gülüp geçmişlerdir. Gelinen noktada Yahya hocamın ne kadar haklı ve vizyoner bir kişiliğe sahip olduğu Başiskele nüfusunun bugün geldiği noktadan ve Yahya hocamın tam da önceden gördüğü bugün yaşanan sıkıntılardan anlaşılabilecektir. Yahya hocam ta o yıllardan itibaren şehirler inşa edilirken, yeni yeni site ve apartmanlar dikilirken binaların ve şehrin ilerde ortaya çıkacak uçan arabalara göre inşa edilmesi ve bu şekilde boşluklar verilerek yapılması gerektiğini söyler dururdu. Hele ana arterlerde bulunan kavşakların yapılması ilişkin projesinin ayrıntılarına vakıf olsanız ne kadar muhteşem bir çözüm yolu derdiniz. Gerçi öyle aydınlık ve zehir gibi işleyen bir beyni vardı ki ta ilkokul yıllarında tekerleğin dönüşünden ve rüzgarın esişinden nasıl elektrik üretileceğinin projesini Behzat abisi ile birlikte tasarladıklarını anlatırdı ki hayret ederdim. Son yıllarda kestane tekkesi buluşmalarımızda Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Daire Başkanı Şemsettin Yıldırım’a, deprem ve felaket zamanlarında depremzede ve çalışanlar için tuvalet, banyo gibi tüm ihtiyaçların karşılandığı hareketli gezer büyük dorseler yapılması gerektiği gibi hususlarda ayrıntılı bir proje sunmuştu. En son birkaç ay önce ziyaret ettiğimiz Yahya hocamla birlikte ev arkadaşımız olan değerli dostumuz İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Cangir’e deprem ve felaket zamanlarında halkın tüm ihtiyaçlarının karşılandığı geniş toplanma alanlarının nasıl inşa edilmesi gerektiğine dair kapsamlı bir proje anlatmıştı. Bu ve buna benzer çok önemli parlak fikirlere sahip bir beyni vardı can dostumun.

 

Bana “gardaşım” diye hitap eden Yahya hocam gibi birisinin bu dünyaya geleceğine yönelik bir inancım yok ne yazık ki. Dediğim gibi kelimelere dökülmesi oldukça zor nev-i şahsına münhasır bir kişiliği haizdi. Ölüm gerçektir ve hak vaki olduğunda yapacak bir şey yoktur bilirim ama Yahya hocam gibi bir zat-ı muhteremin, çok sayıda insanın yaşamına dokunan, ihtiyaç sahibi insanların yardımına koşan, birçoğunu sonradan öğrendiğimiz yetimlere burs veren bir insanın bu dünyadan ayrılışı çok üzücü çok. Nasıl sarsıldığımı kelimelerin diline dökemem. Onun iyilik, fedakarlık ve merhameti konusunda bizzat yaşadığım tecrübelerimi paylaşmaya gücüm yetmez. Dilim varmaz. Zaten o da anlatılmasını istemezdi. Yaşamın bizzat kendisi, onun için pratikte ne yaptığımız ve ne ürettiğimiz önemli gardaşım gerisi laftır gerek yok derdi. Yahya hocam ölümlü bir varlık olarak bu dünyadan elbette bir gün göçüp gidecekti biliyorum ama onun binlerce onbinlerce danışanı, hastaları, dert sahipleri gibi bizler de yetim kaldık. Tüm yaşamımda dayanağım, sırdaşım, koruyucu meleğim, sıkıştığımda dertlendiğimde aradığım yanına gidip dertleştiğim can gardaşımın yokluğu ben de büyük bir boşluk yarattı. Bu boşluk daha büyük bir yarık oluşturmadan onun emanetlerine sahip çıkacağım, onun sevdikleri ile birlikte dostluğumuzu sürdürecek ve yıllardır onunla tecrübe ettiğim yaşamdan ilham alarak onun gibi kararlı, dik ve özgüveni yüksek bir şekilde sarsılmadan onun gibi yaşama tebessüm ederek hayatıma devam edeceğim inşallah. Ne kadar giderse sonuna kadar. Ama şunu biliyorum ki, Eylül ayı benim için bundan böyle hem sevinç hem keder ayı olacak. Yaşadığım her eylülde yeniden, yine, yinelenerek can dostumla tanış olduğum günleri, yaşadığımız tecrübelerimizi, yol arkadaşlığımızı, çay sohbetlerimizi demlenerek anacağım ve daha derinlikli bir yaşamı onu hiç unutmayarak onunla birlikte yaşayacağım inşallah.

 

Buraya kadar yazmakta o kadar zorlandım ki kelime ve cümleler beynimde o kadar birbirini karıştı ki iyi bir anma yazısı olmadığının farkındayım. Kopuk kopuk kalbime gelenleri yazmaya gayret ettiysem de Yahya hocamı can gardaşımı yazmaktan ziyade yaşamanın tecrübe etmenin bendeki anlamı benim için yeter artar bile. Şükürler olsun. İyi ki öyle bir insanı tanımış ve onunla yıllarımı geçirmişim. Benim istikamet üzere karakterli yürüyüş ve duruşumda çok önemli bir yeri vardır kendisinin. Tam bir köşe taşıdır kendisi. Bu yaşam içinde yalpalamalarım ve savrulmalarım olduğunda bile beni hiç bırakmamış, dostluğumuza kardeşliğimize halel getirecek hiçbir konuşma ve eylemin içinde olmamış, daima bana gözünün içindeki o muhteşem gülümseme ile bakmış ve benim için yanımda ve benden ayrı hep dua etmişti. Şükürler olsun o bu dünyadan göçüp gitmeden hakikatin perdesi benim için yeniden ama daha derinlikli aralanmış, bu dönüşüm ve tekevvün halimin trajedisinin tam ortasındayken bundan henüz kendisine bahsetmemiş olmama rağmen, bu perdenin aralanmış hali sabah namazına kalkmadan gördüğü bir rüya ile kendisine ayan olmuş ve sabahın erken saatlerinde beni arayarak heyecanla bunu paylaşmıştı. Demek ki beni çok seviyormuş ki duaları gerçek olmuş ve kendisine rüyada ayan olmuş. Ruhun şâd olsun can dostum, gardaşım ve can yoldaşım.

 

Can dostum, sen isminle müsemma insanlara hayat verme yolunda vesile oldun. Ama o kadar yük yüklenmişsin ki biz bunu anlayamamışız ne yazık ki. Yaşadığın içten acıları yüzünden eksik olmayan tebessüm, gülümseme ve neşe halinden fark edememişiz. Ne olur hakkını helal et can gardaşım. İnşallah seninle yeni ve sonsuz bir ahiret hayatında yeni birlikte olacağız. Bunu içten diliyor ve inanıyorum. Sen o kadar derin acılar ve travmalar içindeyken bile tüm yaşamını danışanlarına, hastalarına, dert sahiplerine adadın, benim gibi çok yakın dostlarının dertlerine koştun, tüm akraba ve yiğenlerinin sıkıntılarını üstlendin, onlara maddi manevi yardımda bulundun, bundan hiç gocunmadın, sen nasıl bir insandın be ustam bütün bunlara nasıl göğüs gerdin? Bir günde bir gün kahretmedin, sızlanmadın, şikayet etmedin, kimseye sana kötülük yapanlara dahi kin duymadın, buğzetmedin. Hep iyilik, merhamet ve fedakarlıkla dolu günler yaşadın, yaşattın. Acılar çektin hissettirmedin, çok sayıda insanın derdi ile dertlendin, sorunları yüklendin ama gülümsemeye devam ettin. Şimdi huzur içinde uyuyabilirsin can yoldaşım, can gardaşım benim. Emanetin emanetimdir. Geride kalan dört evladının her daim yanında olacağıma, emanetlerine sahip çıkacağıma Allah’ın huzurunda söz veriyorum can dostum benim.

 

En son 20 Eylül Pazar günü beni aramış ve Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanmış çok değerli evladın Muhammed Ali’yi, oğlanı yurda yerleştirdim, yurdu çok güzel diyerek Muhammed Ali’yi sana emanet ediyorum gardaşım demiştin. Yahu bu dünyayı terk edeceğin içine mi doğdu can dostum. Öyle ki 22 Eylül Salı günü acı haber gelmiş ve ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde sana koşmuştum. Her daim aradığımda telefonunu açan ve daha konuşmaya başlamadan, “gardaşım gel çay var” ya da “gel çayı koy” diyen can dostum, her vardığımda beni kucaklar ve kucaklayarak uğurlardı. Şaşkınlıkla gerçek olamaz diye ezbere bildiğim telefon numaranı aradım ses yok. Sesin yok, sen yok. İşte o an yıkıldım. Evinin önüne vardığımda kalabalığın ağlamaları eşliğinde her zaman çay içtiğimiz yerde tabut içinde seni görünce sarıldım, sarıldım, sarıldım. Sen sarılamıyor sadece bana aynı tebessüm ve gülümseme ile bakıyordun. Metin ol Adem gardaşım diyordun. Huzur içinde uyu can gardaşım benim. Mekanın cennet olsun. Sen bedenen olmasan da hayat vermeye vesile olan ruhunu, sözünü, karakterini, iyilik meleği oluşunu ve fedakarlığını mekanında ve her yerde anmaya ve yaşatmaya devam edeceğiz inşallah. Binlerle insanın yaşamına dokundun, onların yaralarına merhem olmak için çırpındın. Onların da seni dualarında yaşatmaya devam edeceklerine inancım sonsuzdur. Günlerdir senin vefatını öğrenen çok sayıda insan beni arıyor ve üzüntülerini paylaşıyor. Yardımlarını, dualarını, sözlerini ve bize verdiği nasihatleri hiç unutmayacağız, hocamıza daima dua edeceğiz dediler. Artık ne diyeceğimi bilemez bir haleti ruhiye içinde Rabbimden şunu niyaz ediyorum. İnşallah tüm acı ve travmaya rağmen bundan sonraki hayatımda yaşama senin gibi neşe ve tebessümle bakan biri olur ve senin teslim ettiğin gibi ruhumu teslim ederim. Seninle tekrar buluşmanın hasretini şimdiden çektiğimi bilmeni isterim can dostum. Seni tanımak ve seninle yaşamak benim için bir onurdu. Bu onuru her daim şükranla yaşayıp yaşatacağım inşallah. Her zaman söylediğin gibi, “YA HAKK!”…

 
 
 

4 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
mehmet sarısu
09 Eki
5 üzerinden 5 yıldız

Fotoğraftaki Yahya Hocanın mütevazı duruşu, masa başındaki odaklanması ve tebessümü, başlıkta geçen "iyilik, fedakârlık ve merhamet" vurgularıyla birebir örtüşüyor. Belli ki akademik veya entelektüel bir emeğin ötesinde, yıllara dayanan güçlü bir dostluk ve dostun kıymetini yaşarken teslim etme çabası var. Şeyh Galib’in "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen..." (Kendine saygıyla bak ki sen âlemin özüsün) beyti de insana verilen değeri çok güzel özetlemiş. Genel olarak bakıldığında hem yazanın kadirşinaslığını hem de hakkında yazılan kişinin bıraktığı güzel izleri gösteren son derece zarif ve anlamlı bir paylaşım olmuş. Her insanın Yahya Hoca ve sizin gibi Arkadaşı dostu ve kardeşi olmalı. Dediğim gibi ağlayarak okudum. Mekanı cennet olsun.

Beğen
Âdem Çaylak (yazar)
09 Eki
Şu kişiye cevap veriliyor:

Mehmet Sarısu kardeşim selamünaleyküm, güzel değerlendirme ve dilekleriniz için çok teşekkür ediyorum Allah razı olsun. Yazandan ziyade bana bunu yazdıran Yahya Kemal can dostumun durusu karakteri iyiliği fedakârlığı ve kendisini dertlere ve dertlilere derman olmak için vaketmesi ve gerçekten her türlü acı sıkıntı ve olumsuzluklara rağmen kadirşinas bir hakkaniyet ve tebessümle yaşamın en olumlu taraflarını görmesi ve ona göre yaşaması idi. Çok teşekkür ediyorum Allah razı olsun harika değerlendirmeleriniz için.

Beğen

Ümit kaya
09 Eki
5 üzerinden 5 yıldız

Yahya Kemal hocamız benimde hayatıma dokunan kıymetliler kıymetlisi bir insandı. Beraber izniğin haciosman köydeki tarlada ,insanlara iyilik olsun diye köy yollarını onarmada çalıştığımız o günler hatıralarımda kalacak. Onun tarlasını sahipsiz bırakmayacak meyve ağaçlarının bakımını yapacak onun hatırasını yaşatacağım Adem hocam...

Beğen
Âdem Çaylak (yazar)
09 Eki
Şu kişiye cevap veriliyor:

Ümit kardeşim aleykümselam, Allah razı olsun senden inşallah hep birlikte onun emanetlerine sahip çıkacağız. Senin de İznik‘teki tarlada meyve ve benzeri durumlar konusunda katkın olur devam ederse hocamız huzur içinde uyur inşallah çünkü oraya çok değer veriyordu. Sizleri de çok seviyordu. Özellikle seni. Allah razı olsun böyle bir insan bir daha gelir mi dünyaya bilmiyorum nevin şahsına münhasır muhteşem bir kişiydi. Mekanı cennet olsun ruhu huzur içinde olsun inşallah

Beğen
bottom of page